cek.serhat @ gmail.com

KAZAKİSTANDAKİ ATEŞ TÜM COĞRAFYAYI YAKAR

Bugün ülkenin iç siyasetinden daha önem verdiğim ve yaşanan gelişmeler itibariyle sonuçlarının Türkiye’yi de yakından ilgilendireceğine inandığım Kazakistan’daki olaylardan ve bu olayların Türk dünyasına etkilerinden bahsetmenin daha yerinde olacağını düşündüm.

Kazakistan diğer bir tabirle Türkistan… 

Türkistan denmesinin nedeni tarihçilerin orta Asya coğrafyasına Türkistan diyerek tarihe bir atıfta bulunmalarından gelir çünkü o coğrafya kadim Türk devletlerinin öz yurdudur. Türkiye için ise Kazakistan yani Türkistan apayrı bir öneme sahiptir. Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin ve erenlerinin çabalarıyla Anadolu’nun mayalanmış olması ve Anadolu ekolünün de buradan başlıyor olması o coğrafya ile aramızdaki bu bağların ne kadar köklü olduğunu da göstermektedir. Bu yüzdendir ki Türkistan coğrafyasında yaprak kıpırdasa Anadoluda bunun bir yansıması mutlaka olacaktır.

Bölgede yaşananları daha doğru tahlil edebilmek için o coğrafyayı biraz tanıtmanın faydalı olacağı kanaatindeyim. 

Kazakistan coğrafi büyüklük bakımından dünyanın en büyük dokuzuncu ülkesi olması orta Asya’nın tahıl ambarı konumunda olması petrol ve doğal gaz rezervleri anlamında da yine dünyanın ilk dokuz ülkesinde biri olması ayrıca yaklaşık 10 trilyon dolar değerinde uranyum ve altın yataklarının da bu coğrafyada olması bölgenin önemini oldukça arttıran etmenlerden. Öte yandan temellerinin 2013 de Çin tarafından atıldığı ve 2049 yılında bitirilmesi planlanan Çin’den Roma’ya uzanacak ve modern ipek yolu mahiyetindeki Orta Kuşak Yol Projesi de Kazakistan’ı hem coğrafik hem de jeopolitik açıdan oldukça önemli bir konuma getirmiş durumda. Demografik olarak ise Kazakistan 18.75 milyonluk nüfusu içinde 105 farklı etnik kimlik barındıran oldukça kozmopolit bir ülke konumundadır. 

Bu kısa tanıtımdan sonra olayların nasıl başladığını hatırlayalım.

Kazakistan’da yılbaşı itibariyle petrol ve doğalgaz zengini Mangistav bölgesinde LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) fiyatlarına yapılan zamla başlayan ve oradan Janaözen (Yeniözen) şehrine sıçrayan protestolar, kısa bir süre içinde tüm ülkeye yayıldı ve bir halk ayaklanması halini aldı. Bunun üzerine hükümet istifa etti. Hükümetin istifasını kabul eden Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev daha sonra Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olan ve ülkede siyasi etkisi hala devam eden eski lider Nursultan Nazarbayev’in yerine geçtiğini açıkladı. Bu noktaya kadar olayları zamlara ve hayat pahalılığına verilen bir tepki olarak değerlendirsek de birkaç gün içinde Rus askeri gücünün bölgeye gelmesi hem olayları daha dikkatli takip etmemize hem de olayların altında başka şeyler aramamıza neden oldu.

Siyasi ve ekonomik açıdan olaylara baktığımızda Kazakistan’ın siyasal düzleminde en etkin güçler aile birlikleridir; dolayısıyla bu birlikleri oluşturan üç ana grubu iyi bilmek gerekir. Ulu cüz bugün siyasi iktidarı oluşturan Nazarbayev ailesinin de mensup olduğu birlik ve geleneksel Kazak ailelerinin en güçlü olduğu güney doğuda ikamet etmektedir. Ülkenin birçok imkânı, bu birliğin üyeleri tarafından kullanılmaktadır. En kalabalık Orta cüz mensupları, genelde ülkenin merkezi ve doğusunda yaşamakta, siyasi katılımda ise ne Ruslar ne de Ulu cüz kadar yer alamamaktadır. Siyasi katılımda ve etkinlikte en az payı alan Kiçi cüz de denilen küçük cüz ise ülkenin en batısında bulunmaktadır. Protestoların ülkenin batı ve kuzeybatı hattında Kiçi cüz bölgesi sakinleri tarafından (Mangistav), Yeniözen, Aktau ve sırasıyla Ural, Aktöbe şehirlerinde başlatılması, elbette bölgenin siyasal ve ekonomik paylaşımda en zayıf halka olmasıyla yakından ilişkilidir.

Psikolojik olarak olaylara baktığımızda ise Kazakistan’ın; her ne kadar Bağlantısız Devletler Teşkilatı (BDT), Şangay Güvenlik Örgütü (ŞGÖ) kurumları vasıtasıyla hareket ettiği stratejik partneri Rusya olsa da ABD, Çin hatta AB ile kurulan ilişkiler, bu iş birliğini zayıflatan unsurlar olarak yorumlanabilir. Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı’nda Nazarbayev’in öncü rolü hem Rusya’da hem de Rusya’yı takip eden geleneksel idare merkezinde kırılmalara neden olmuştu. Nazarbayev’in görevden alınması, hükümetin istifa ettirilmesi bu tezi destekleyen gelişmeler olarak görülebilir. Kazakistan’daki istikrarsızlığın; Rusya’nın bölgeye yeniden etkin aktör olarak dönmesi, kültürel kodların eskiye evirilmesi ve diğer Türk Cumhuriyetlerinde Karabağ zaferinden doğan psikolojik üstünlüğün etkisini zayıflatmada kullanılması olasıdır.

Kazakistan’ın; Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne dair tutumu, Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki etkinliği, Nazarbayev’in Türklük bilincine yaptığı vurgu, Orta Asya’daki gümrük konularında yapılan anlaşmalar ve bölgedeki sınır sorunlarının büyük oranda çözülmesi, geleneksel Rus politikalarını temelinden sarsan faaliyetlerdir. Azerbaycan’ın Karabağ zaferi ve Türkiye öncülüğünde bir araya gelen Türk Devletleri Teşkilatının yoğun çalışmaları bölgede Rusya’nın gücünü ve itibarını iyiden iyiye kırmakta ve Rusya’nın bölgedeki gücünü yeniden artırabilmek için Türk devletlerine çeşitli yöntemler kullanarak müdahale etmeye çalışmakta ve onları yeniden kendi kontrolü altına almaya çabalamaktadır. Kazakistan’da başlayan bu olayların ve hemen akabinde Rus askerlerinin bölgeye gelmesinin tesadüf olmadığı ortadadır. Bu ve buna benzer olayların yakın zamanda diğer Türk devletlerine de sıçraması şüphesiz çokta şaşılacak bir durum olmayacaktır.

Ne diyordu meşhur Kazak şair Mağcan Cumabay: 

Türkistan iki dünya eşiği; Türkistan er Türkün beşiği.