cek.serhat @ gmail.com

KAÇINILMAZ SAVAŞ

Kaleme aldığım son yazıda Kazakistan’daki bu olay bütün coğrafyaya sıçrar sözünü söylerken bu günlerin geleceğini dile getirmekten korksam da tahmin etmiştim. Aslında bugüne 1994 yılından bakan okuyucular da muhtemelen benim gibi düşünmüşlerdir zaten.1994 de Ermenistan’ın Karabağ’ı işgaliyle başlayan bu süreç 2007 de Gürcistan’da 2014 de Ukrayna’da son olarak da Kazakistan’a giden barış gücünde kendini göstermişti. Çünkü ABD ve Rusya arasındaki soğuk savaş ABD yörüngesindeki NATO’nun doğuya doğru yayılma gayretiyle yeni bir boyut kazanmış oldu.  Hiç şüphesiz öncelikli hedef ABD güdümündeki Kiev yönetimi ve Ukrayna’ydı. Rusya’nın Ukrayna’yı hedef tahtasına oturtmasının temelde iki nedeni vardı. Bunlar Ukrayna ile arasındaki tarihi bağlar ve 2019 seçimleri sonrası ABD ve NATO güdümündeki Zelenski’nin cumhurbaşkanı seçilmesi.

Tarihi bağlar açısından;

25 Aralık 1991 tarihinde Gorbaçov’un istifasıyla dağılan SSCB uzun bir süre bu durumun psikolojik buhranını atlatamadı. Her ne kadar SSCB dağılmış olsa da Gorbaçov’dan sonra devlete hükümet eden her lider Ukrayna ve Belarus’un tarihsel açıdan Rusya’nın doğal sınırları içinde olduğunu ve bu iki devletin Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu her fırsatta dile getiriyordu. Hatta12 Temmuz 2021'de Putin asıl niyetini yazdığı makalesinde açıkça beyan etti. Makalesinin başlığı ise bugünlerin geleceğini açıkça ilan ediyordu : 'Ruslar ve Ukraynalıların Tarihi Birliği Üzerine'.

Makalede Putin, Rusya'nın anavatanına dâhil olan Ukrayna'nın Sovyetler Birliği dağılırken ayrı bir devlet statüsü aldığında "soyulduğunu" hissettiğini yazıyordu. "Ukrayna'nın gerçek egemenliği ancak Rusya'yla ortaklık kurarsa mümkün olur" diyordu.

 

Jeopolitik durum açısından;

 Rusya tarafından dile getirilen Ukrayna’nın potansiyel NATO üyeliği ve bunun sonuncu olarak Ukrayna’ya NATO askerlerinin yerleşebilmesi ihtimali bu savaşın jeopolitik nedenidir. Ukrayna’nın NATO’ya dahil olması demek Rusya’nın ABD ile komşu olması ve hem NATO’nun hem de ABD’nin Rus sınırına konuşlanıp Rusya’yı iyiden iyiye bulunduğu coğrafyada kuşatması anlamını taşıyordu. 2014 yılında patlak veren Rus Ukrayna krizinin ardından Moskova hükümetinin ABD ve NATO’dan talebi, Ukrayna’nın Rusya’nın yörüngesinde kalması ve herhangi bir ittifaka katılamayacağının garantisinin verilmesiydi. Bu talepler karşılık bulmuş olacak ki Ukrayna NATO tarafından uzunca bir süre oyalandı ve Moskova da Ukrayna içindeki ayrılıkçı hareketlere karşı sessiz kalmayı tercih etti.

Ta ki 2019 a kadar…

2019da Ukrayna’da yapılan seçimleri 2. Turda batının desteğini alan Volodimir Zelenski kazanınca şartlar değişti ve Rusya hem ekonomik açıdan hem de silah sanayisi açısından savaş butonuna basmış oldu.

Putin butona önce ekonomi politikalırını değiştirerek bastı. 2014'ten bu yana ülkenin rezervlerini artırmak ve olası bir yaptırıma karşı dolara bağımlılığını azaltmak için çalıştı. Merkez Bankası, döviz rezervlerinin 2020'de yüzde 7,5 ve 2021'de yüzde 1,2 arttığını duyurdu. Böylece 2015-2020 arası Rusya uluslararası rezervlerini neredeyse iki katına çıkardı. 1 Haziran 2021'de, Moskova brüt uluslararası rezervlerinin 600,9 milyar dolara yükseldiğini duyurdu.

Bu miktar, Rusya tarihinde görülmüş en yüksek rezerv olarak kayıtlara geçti.

Öte yandan Ukrayna sınırında gerilimin yıllar sonra yeniden başladığı Nisan 2021'de ham petrolün varil fiyatı 66 dolara yükseldi ve ham petrol fiyatı yükseldikçe Rusya savaş için gereken ekonomik rahatlığı yakalamış oldu 

Ayrıca bir taraftan da dövize bağımlılığını azaltmaya çalışan Rusya, dünyadaki en büyük altın müşterisi konumuna yükseldi, zira dövize bağımlılığını azaltmak için dolar bazlı rezervlerini satarak altına yatırıyordu. Ocak 2021'de Merkez Bankası'nın altın rezervi miktarı, tarihinde ilk kez dolar rezervlerini aşmıştı.

Bu da aslında 2015'ten bu yana sürdürülen uzun vadeli bir planlamanın ürünüydü. Öyle ki beş sene önce ABD doları oranı yüzde 40 olan Rusya Merkez Bankası, rezervlerinin bugün yalnızca yüzde 16'sını dolarda tutuyor.

Son aylarda Avrupa'nın doğal gaz ihtiyacının artması, Rusya'nın ihtiyaç olan gazı -yeterli teknik altyapı olmasına rağmen- iletmeyi reddetmesi de doğal gaz fiyatlarının artmasına yol açtı. Bu da Rusya'nın elini sadece stratejik değil, ekonomik anlamda da güçlendirdi Ve ekonomisi yaptırımlara karşı daha da korumalı hale geldi. Yani yaptırımların Rusya ekonomisine etkisinin bir süre kısıtlı kalacağına emin olduğu bir ortamda, Putin Ukrayna işgalini başlattı.

 


Donetsk ve Luhansk’ı işgal ederek Kiev’deki Batı yanlısı Ukrayna hükümetini değiştirmeye çalışan Rusya, geçmişte benzer şekilde Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal etmesini destekleyerek Türkiye yanlısı Azerbaycan lideri Ebulfez Elçibey’in devrilmesini sağlamıştı. Ayrıca Rus ordusu Gürcistan’ın Güney Osetya bölgesini işgal ederek Batı ittifakı yanlısı Gürcistan lideri MikhailSaakaşvili’nin devrilmesini kolaylaştırmış, Moldova’nın Transnistria bölgesinde ayrılıkçıları destekleyerek bu ülkenin AB ve NATO üyeliğine giden yolu tıkamıştı.  Kazakistan a gönderdiği barış gücü de buraların tek hâkimi benim mesajının altına atılan imza olmuştu. 

 


Aslında Ukrayna’da olan, geçmişte Azerbaycan, Gürcistan, Moldova gibi örneklerde Rusya’nın defalarca uyguladığı ve Rusya karşıtı gördüğü hükümetleri devirmeyi başardığı bir senaryonun Ukrayna’daki uygulamasından başka bir şey değildir.

Putin önderliğinde Rusya, bir taraftan NATO’nun kıskacında iyice kendi coğrafyasına hapsolmanın verdiği saldırganlıkla bir taraftan da tarihin kendine yüklediği misyon gereği büyük Rusya’nın bir parçası olarak düşündüğü Ukrayna’yı batı etkisinden kurtarıp! tekrar himayesine almak maksadıyla, getireceği yükü ve yaptırımları da yıllarca hesaplayıp önlemler alarak bu savaşı başlatmış oldu.

Peki, bu savaşın sonu nereye varacak. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Putin’in Rusya’sı SSCB’nin dağılmasıyla kaybettiği özgüvenini tamamen kazanmış durumda ve Fransa lideri Macron’un dediği üzere beyin ölümü gerçekleşen NATO’nun bu durumundan faydalanıp bölgedeki etkinliğini günden güne artırmaya devam edeceği aşikâr. Rusya bir yandan bölgedeki diğer devletlere göz dağı vererek kontrolünde tutmak niyetinde diğer bir yandan da ABD ve NATO’nun çevreleme politikasını fiilen sonlandırma peşinde.

Her savaşın bir maliyeti vardır. Devletler ekonomik manada bu maliyetleri hesaplayabilir altından kalkabilir. 

Peki kendini bir anda savaşın içinde bulan halk, savaşa doğan çocuklar yitip giden hayatlar… 

İşte bunun maliyetini hiçbir ekonomik güç telafi edemez.

Mustafa kemal Atatürk’ün dediği gibi “ ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir

 

Serhat ÇEK